Geri git   Zekiturk Bilgi Paylasım Forumu > Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi > İslamiyet Hakkında > Tasavvuf
Arkadaşını Davet Et Yardım ZT Resim Bütün Forumları okunmuş kabul et Videolar

Zekiturk Bilgi Paylasım Forumu Zekiturk Bilgi Paylasım Forumu - Kayıt ol Aktivasyon Mailiniz Gelmedimi Buraya Bakin  Yeni Şifre talep Forumu Zekiturk Bilgi Paylasım Forumu - Kayıt ol

Alt 27-01-2008  
Standart Haşyetullah

Haşyetullah

Haşyetullah

Kur'ân-ı Kerim, iman ile korku (437) arasında sıkı bir ilişkinin varlığını her fırsatta hatırlatır. Korku âdeta imanın ayrılmaz bir parçası gibidir (438). Hatta "mümin" için ilk sûrelerde verilen en kısa tanım: "Allah korkusu ile titreyen kimse" şeklindedir (439). Fakat bu korku, sıradan bir korku değildir. Allah korkusudur. Kur'an'a göre müminler, yalnız Allah'tan korkmalıdırlar (440). O'ndan başka korkulacak hiç bir varlığın olmadığını bilmelidirler (441). Aynı şekilde sevilecek (442) ve hatta aşk derecesinde bir tutkuyla kendisine bağlanılacak yegâne varlık da ancak O olmalıdır (443). Başka sevgiler de yine O'nun için olursa bir anlam ifade etmelidir (444).

Sevgi ve korkunun birlikte düşünülmesi, iki zıddın bir arada düşünülmesi demek değildir. Sevgi, Allah'ı hakkıyla bilip tanımak demek olan marifetin bir meyvesi olduğu gibi, korku da bu bilginin tabiî bir neticesidir. Allah'ı tanımadan sevmek düşünülemeyeceği gibi tanıdıktan sonra da sevmemek ve O'nun celâli karşısında titrememek mümkün değildir. Bunun içindir ki "Allah'tan ancak âlimler korkar"(Fâtır Sûresi 35/28) buyrulmuştur. İbn Abbas'ın "Allah'tan korkan herkes âlimdir" (445) değerlendirmesi, kanaatimizce bu âyetin yorumundan ibarettir. Hz. Peygamber'in ashabına hitaben söylediği "İçinizde Allah'ı en iyi bileniniz ve O'ndan en çok korkanınız benîm" (446) ifadeleri de konumuz açısından dikkat çekicidir.

İnsanın Allah'a karşı takınması gereken edebinin bir boyutu olan ve hadiste "hikmetin başı" diye takdim edilen Allah korkusunun (447) insanî merkezi, âyetlerde kalb olarak gösterilmiştir. Kur'ân bu korkuyu kalbe nisbet ederken "korkmak, ürpermek ve korku hissetmek" (448) anlamına gelen "vecel" (449) kelimesini kullanır:

"Müminler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir '(el-Enfâl 8/2).
"İlâhınız, bir tek İlâh'tır. Öyleyse yalnız O'na teslim olun. (Ey nebî!) O mütevazı, saygılı ve samimi insanları müjdele! Onlar ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer" (e! Hacc 22/34-35).
"...Ve Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalbleri çarparak yapanlar var ya, işte hayır işlerine koşan ve hatta bunun için yarışanlar onlardır" (el-Mü'minûn 23/60).
Bu âyetlerden anlıyoruz ki imanda kemâle ermiş müminlerin belli başlı vasıflarından biri de Allah adı anıldığı zaman ürperen bir kalbe sahip olmaktır. "Allah size kendisine karşı ürperti içinde bulunmanızı emreder" (ÂH İmrân 3/28) âyeti de bunun gerekliliğini vurgulaması bakımından önemlidir. Bu sebeple müminlerden, kalblerini bu seviyeye yükseltmeleri için gevşek davranmayıp acele etmeleri istenir ve "Allah adı anılınca, inananların kalblerinin ürperme zamanı daha gelmedi mi?"(el-Hadîd 57/16) uyarısında bulunulur.

Vecel kelimesine, cezaya çarptırılmaktan korkmak anlamını verenlerin (450) yanı sıra "Allah'ı tanımanın bir eseri olarak O'nun celâli karşısında kalbin titremesi" şeklinde anlayanalar da vardır. Reşid Rızâ (v. 1354/1935), Kur'an'da geçtiği yerler itibariyle vecelin "korku" ya da "kalbi endişelendiren korku hissi" anlamında kullanıldığını ifade eder ve kalbe nisbet edildiğinde "ilâhî kibriyânın azamet ve celâli karşısında gönlün ürpermesi" mânasına geldiğini belirtir. Vecel kelimesini, sadece "azaba çarpılmaktan korkmak" diye anlayanları da "haşyetullah tadını alamamış kimseler" diye tavsif eder (451). Elmalılı ise bu kelimeyi, "Rahmet ümidi ve muhabbet şevkiyle, azamet-i ilâhînin gönlü istilâ etmesi ve yüreğin oynamasıdır" (452) şeklinde açıklar. Ümmü'd-Derdâ'nın (v. 30/650) da kalbin korkusunu (vecel) izah ederken "kuru hurma yapraklarının yanışı gibi bir şeydir" dediği nakledilir (453).

Kur'an-ı Kerim'de Türkçe'ye çoğu kez "korkmak" diye tercüme edilegelen havf, haşyet, rahbet kelimeleri ve özellikle ilk nazil olan âyetlerde takva (454) kelimesi -eş anlamlı olmasalar da (455)- zaman zaman Allah korkusunu ifade için kullanılmışlardır (456). Hatta "haşyet" kavramı, Izutsu'ya göre yalnız Allah korkusu söz konusu olan yerlerde geçer (457).
Bu kavramların müteradif (eş anlamlı) olmadığını ve aralarında bazı farklar bulunduğunu ifade eden İbn Kayyim el-Cevziyye (v. 751/1350) konuyla ilgili şu bilgileri verir:
Havf, yapılan şey karşısında cezaya çarptırılma korkusu, korkulan şeyin hatırlanmasıyla kalbin titremesi ve hoşa gitmeyen şeyin başına geleceği endişesiyle kalbin ürpermesi anlamındadır.
Haşyet, havfian daha özel bir anlama sahiptir. Çünkü haşyet âlimlerin vasfıdır. Binâenaleyh, haşyet için, "bilgiye dayalı korku" tanımı yapılabilir. Havfta hareket söz konusu iken, "haşyette sükûnet hakimdir. Birinde telaş, diğerinde itmi'nân vardır. Rahbet de istenmeyen şeyin başa gelme korkusundan var gücüyle kaçmaktır. Vecel ise celâdet, azap ve şiddetinden korkulan birisinin hatırlanması ya da görülmesi üzerine kalbin titremesi ve yüreğin hoplamasıdır. Bir de heybet (458) vardır ki o da tazim ve hürmet duygusuyla birlikte bulunan bir korkudur. Bilgi ve sevginin ayrılmaz bir parçasıdır. Havf umum müminlerin vasfı iken, haşyet âlimlerin, heybet aşıkların, uecel ise mukarrebînin bir sıfatıdır." (459)

Allah zikredilince kalbin ürpermesi meselesi, müfessirler tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır. Mücerred "Allah" lafzı hatırlandığında bile kalbin ürpermesi (460) şeklinde açıklamalar yapıldığı gibi emir ve yasaklara riâyet etmek (461), Hakk'ın cezası hatıra gelince O'nun azamet ve celâli karşısında irkilmek (462), ümit ve muhabbet şevkiyle beraber azamet-i ilâhiyye karşısında yüreğin çarpması (463), "Allah'tan kork" denilince yapılmak istenen zulüm ve masiyetten el çekmek (464) gibi izahlar da yapılmıştır.

Ürperme, diri, hassas ve yumuşak bir kalbin vasfıdır. Böyle bir kalbe, emir ve yasaklara uymak zor gelmeyecektir. Günahlarla taşlaşmış bir kalbin ise bu seviyeye ermesi imkansızdır. Hayra koşamayacağı gibi ibâdet ve tâate de severek yönelemeyecektir465.

Ürperen kalblere sahip olanlar, emrolundukları şeyleri titizlikle yerine getirirler466. Hatta yaptıkları amellerin geri çevrileceği endişesi bile, yüreklerinin çarpmasına sebep olur. Hz. Âişe diyor ki: "Rablerinin huzuruna döneceklerinden ötürü, yürekleri çarparak vereceklerini verenler" (el-Mü'minûn 53/60) âyeti nazil olunca Allah Resulüne: "Âyette zikredilenler, zina, hırsızlık ve içki gibi haramları işleyenler midir? diye sormuştum. O da: "Hayır yâ Âişe! Âyette anlatılmak istenen, namaz kıldığı, oruç tuttuğu ve, sadaka verdiği halde bu ibâdetlerinin kabul olup olmama endişesiyle tir tir titreyenlerdir" (467) buyurmuşlardır.
Allah adına, kalbleri kuş kalbi gibi titreyen müminlerin, cennet ehli olduklarını Hz. Peygamber haber vermiştir (468). "Rabbinin divanında duıfup hesap ver)mekten korkan kimseye iki cennet vardır" (er-Rahmân 55/46) müjdesi de böyleleri hakkında olmalıdır

Netice olarak, iman bir kalbe girmişse, orada Hak korkusu başlamış demektir. Çünkü Allah'ın yüceliğine, kullarını bir gün hesaba çekeceğine inanmış günahkar bir mümin, Allah'ın azabından korkup titreyeceği gibi Hakk'ı daha iyi bilen âlimler ve arifler de O'nun kemâli ve cemâli karşısında gereği gibi kulluk yapamadıklarını hatırlayıp üzülecek ve gönülleri ürperecektir. Nebîler, mukarreb melekler ve Hak âşıkları ise zaman zaman muhabbet şevkinden, bazen ayaklarının kayma korkusundan, bazen da azamet-i ilâhiyyenin heybetinden yürekleri kuş kalbi gibi çarpacaktır. Hülâsa mümin olan herkes, Allah adıyla irkilecek ve ürperecektir. Taşlar bile Allah korkusu ile yerinde duramayıp yuvarlanırken, sertlikte taştan da ileri, ürperme nedir bilmeyen hissiz bir gönle sahip olmak, ilâhî rahmetten mahrum olmak demektir (469). İşte bu sebeple Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, "Allâhım, faydasız ilimden, korkmayan kalbden, doymayan nefisten ve icabet edilmeyen duadan sana sığınırım" (470)diyerek bu acı sonuçtan Rabbine iltica etmiştir.
437 Korku, gelecekle ilgili bir duygudur. İstenmeyen bir şeyin meydana geleceğini düşün
mekten dolayı kalbin elem duymasıdır. İnsan, arzu ettiği bir şeyi elde edememekten
korkar (bk. Râğıb, Müfredat, s. 161).
438 Âl-i İmrân, 3/175.
439 Izutsu, Kur'ân'da Dîni ve Ahlâkî Kavramlar (Çev. Selahattin Ayaz), s. 259.
440 el-Bakara 2/40; en-Nahl 16/51; Zümer 39/16.
441 Âl-i İmrân 3/175
442 Mâide 5/54.
443 Bakara 2/165.
444 Mücâdele 58/22.
445 Dârimî, Mukaddime, 30.
446 Buhârî, Edeb, 72; İ'tisam, 5; Müslim, Fedâil, 127, 128.
447 Münâvî, Feyzu'l-kadîr şerhu'l-câmiu's-sağîr, III, 574; el-Aclûnî, Keşfu'1-hafâ, l, 507.
448 İbn Manzûr, Lisân, XI. 722-723; Râğib, age., 513; Âsim Efendi, Kamus, IV, 135.
449 el-Enfâl 8/2; el-Hacc: 22/35; el-Mü'minûn 23/60.
450 bk. Kurtubî, el-Câmi', VII, 232.
451 Reşid Rızâ, el-Menâr, IX, 589-590.
452 bk. age. IV, 2367.
453 İbn Kesîr, Tefsir, III, 552; Reşid Rızâ, age., IX, 589. Hz. Peygamber'! namaz kılarken gören ve yanma yaklaşan Abdullah b. eş-Şihhîr (v. ?), Allah Resulünün göğsünden tencere kaynamasını andıran bir ses işittiğini rivayet etmiştir (Neseî, Sehv, 18).
454 Izutsu, age., s. 259.
455 bk. İbn Kayyim, Medâric, I, 549; Izutsu, age.. s. 259-265. Bazı âlimler de -takva dışında- bu kavramların eş anlamlı olduğunu söylemiştir (bk. Kurtubî, age., XII, 89).
456 el-Bakara 2/40; Âl-i İmrân 3/175; el-Hacc 22/1; el-Enbiyâ 21/49.
457 Izutsu, Kur'an'da Dini ve Ahlâki Kavramlar.. S 261
458 Bu kelime Kur'an'da kullanılmamıştır.
459 bk. Medâric, I, 549-550.
460 Elmalılı, age., IV, 2367.
461 İbn Kesîr, age., III, 551.
462 Kurtubî, age., VII, 232; Bursevî, Rûhu'l-beyân, VI, 34; Reşid Rızâ, age., IX, 590.
463 Elmalılı, age., IV, 2367
464 Kurtubî, age., VII, 232; İbn Kesîr, age., III, 551.
465 en-Nisâ 4/142.
466 Nahl 16/50.
467 Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'an, 23; İbn Mâce, Zühd, 20.
468 Müslim, Cennet. 27.
469 Bakara 2/74.
470 Müslim, Zikr. 73; Ebû Dâvud, Vitr, 329; Tirmizî. Deavât, 68.
freedom isimli Üye şimdilik offline konumundadır  


Bookmarks
Digg del.icio.us Google StumbleUpon
Seçenekler
Stil

Zaman Ayariniz GMT +3. Şu anda saat : 16:40. (Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)
Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO