Geri git   Zekiturk Bilgi Paylasım Forumu > Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi > Sorular & Cevaplar
Arkadaşını Davet Et Yardım ZT Resim Bütün Forumları okunmuş kabul et Videolar

Kul ile ALLAH arasına girilir mi

Sorular & Cevaplar icinde Kul ile ALLAH arasına girilir mi konusu , Kul ile ALLAH arasına girilir mi Kul ile ALLAH arasına kimse giremez diyenler büyük bir yanılgı içerisindedir. Bu yanılgı Peygamlerler tarihine iyice bakıldığında anlaşılacaktır. Kul direk olarak ALLAH (C.C) ile ...


Zekiturk Bilgi Paylasım Forumu Zekiturk Bilgi Paylasım Forumu - Kayıt ol Aktivasyon Mailiniz Gelmedimi Buraya Bakin  Yeni Şifre talep Forumu Zekiturk Bilgi Paylasım Forumu - Kayıt ol

Alt 18-08-2007  
Standart Kul ile ALLAH arasına girilir mi

Kul ile ALLAH arasına girilir mi

Kul ile ALLAH arasına kimse giremez diyenler büyük bir yanılgı içerisindedir. Bu yanılgı Peygamlerler tarihine iyice bakıldığında anlaşılacaktır. Kul direk olarak ALLAH (C.C) ile görüşemez. Tarih bize gösteriyorki Peygamlerler Kul ile ALLAH arasında bir elçi görevi görmektedir. Bu elçilik görevi yaratandan aldığı haberi kullara aktarmaktır. Hatta konuyu biraz daha derine götürecek olursak Peygamberlerde drek olarak yaratanla görüşmemişlerdir. (İstisnalar hariç) Onlarında arasında Cebrail A.S aracılık yapmıştır. Son peygamlerden sonra Evliyaların hayatlarını incelemek lazımdır. Işık bağlı olduğu veya bulunduğu odayı ışıtır. Nitekim evliyalar bulunduğu topluluğu aydınlatmışlardır. Veya kendisinden sonra gelen nesile ışık tutmuşlardır. Ör. İmam-ı Rabbani Hz. gibi... Şimdi iyi düşünmek lazım kul ile yaratan arasına kimse giremez mi?
bekirtabur isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 18-08-2007  
73

GİREMEZ!!!
freedom isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 18-08-2007  
Standart

kesinlikle kimse giremezz
ayleen_aylen isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 18-08-2007  
Standart

öncelikle kafaniza takilan bi konuda bize basvurdugunuz icin tesekkür ederiz ben nacizane kendi fikrimi söyleyecegim yanliz bölümden sorumlu arkadasimiz hakan konuya daha dogru bir cevap verecektir sizden ricam cevap almak icin acele etmemenizdir...

benim cevabim..

bence burda allah ile kul arasina girilmez cümlesini iyi anlamak gerekir bu cümle bence kullarin ruh dünyalarinda ibdetlerinde allaha karsi sorumlu olduklarini allah ile aralarina kimsenin girmedigini anlatmak adina söylenmis bir cümledir dua ederken sizin duanizi ileten kimse yoktur bu cümleye bu baglamda bakilmasi gerektigini düsünüyorum
ZeKiTuRk isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 19-08-2007  
Standart

HTML-Kodu:
http://www.zekiturk.com/forum/kul-ile-allah-arasina-girilir-mi-t11266.html

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِي
م

"SADECE SANA KULLUK EDER ve SADECE SENDEN YARDIM BEKLERİZ"... (Fatiha 1/4)

Cümlesiyle işaret edilen mânâya...
Bu işaretin genelde anlaşılan ve kabullenilen yönüyle fark ettirmek istediği manâ hepimizce bilinmektedir...
İster namaz içinde, ister namaz dışında olsun, bu âyet umumiyetle şu manâda söylenir:
“Biz, başka birine; ya da seninle beraber başka birine değil, sadece sana ibadet ederiz; ve başka birinden değil, sadece senden yardım bekleriz...”


Dindarların hayatına müdahale etmek isteyenlerin en çok kullandıkları cümle, “Allah ile kul arasına kimse giremez” cümlesidir. Bunlar dinî muhtevalı vaaz ve nasihattan hiç hoşlanmazlar ama, kendileri de halka fetva vermekten de geri kalmazlar. Gazetelerinde, kitaplarında, konferanslarında, sohbetlerinde mutlaka dinî bir konuda fikir yürüterek, Allah ile kul arasına kendileri girmiş olurlar.
Hani bazı cadde ve sokaklarda trafik işaretleri vardır. Altında “taşıt giremez” yazar. Yanında da “emniyet araçları hariç” gibi yazılarla, bazı kurumlara ait araçların bu yasak kapsamının dışında olduğu belirtilir. Onun gibi “Allah ile kul arasına kimse giremez” diyen bazı yasakçılar da, “bizler hariç” dercesine, her zaman kendilerini bu kuralın dışında tutarlar.
Meselâ, başörtüsü yasakçıları bunların başında gelir. Başörtüsü, Allah ile kul arasında olan bir inanç meselesidir. Bazı insanlar inançlarının gereği olarak başlarını örterler. Böylece Allah ile aralarındaki mesafeyi kısaltıp O’na yaklaşmaya çalıştıklarına inanırlar. Bunu yaparken de kimseyi rahatsız etmedikleri gibi, kimseye “siz de başınızı örteceksiniz” diye bir zorlamada bulunmazlar. Ama Allah ile kul arasına girmeye meraklı olan bazıları, “hayır, başınızı örterseniz suç işlemiş olursunuz” diyerek,kamuya ait alanlarda başörtüsü takmayı yasaklıyorlar. “Başörtüsü irticadır” diyerek, insanların inancını irtica ile itham ediyorlar.
Bir Müslüman bayan, Allah’ın bir emrini yerine getirmek suretiyle Allah’a yaklaşmak istiyor, fakat yasakçılar araya girerek bu yaklaşmaya engel oluyorlar. Ondan sonra da “Allah ile kul arasına kimse giremez” diyorlar. Öyle ise siz de girmeyin efendim, çıkın aradan.
Bazıları da namaz kılanların sayısındaki artıştan rahatsız oluyor.
Diyanet İşleri Başkanlığının yaptırdığı bir ankete göre, ülkemizde Cuma namazı kılanların sayısı 13 milyon, bayram namazı kılanların sayısı ise, 20 milyondan fazlaymış. Bu rakamlar her sene artış gösteriyormuş. İran’da bile bu kadar namaz kılan insan yokmuş. “Yoksa şeriat devleti kuruldu da haberimiz mi yok?“ diyenler oluyor. (Enis Berberoğlu, Hürriyet, 2.9.2006)
Namaz ve oruç gibi temel ibadetler, kulun Allah’a yaklaşmasına vesile olan en önemli ibadetlerdir. Peygamber Efendimizin (asm) ifadesiyle, insanın Allah’a en yakın olduğu an, secde anıdır. Yine Efendimiz (asm) “Namaz mü’min’in miracıdır” buyurmuşlardır. İnsan ancak namaz ile Rabbinin huzuruna çıkar, arasındaki mesafeyi kısaltır. Ama bundan rahatsız olan ve namaz kılanların sayısındaki artışı, irticanın ayak sesleri olarak kabul edenler, insanların kalbine evham ve tereddüt barikatları kurarak Allah ile kulun arasını açmak istiyorlar. Yani Allah ile kul arasına giriyorlar.
Bırakın, insanlar istedikleri kadar namaz kılıp oruç tutsunlar, yaklaşabildikleri kadar Allah’a yaklaşsınlar. Lütfen araya kimse girmesin.
Bazı doğru sözler, yanlış kişilerin ağzına düşünce çarpıtılıyor ve yanlışlara vesile ediliyor. Evet, Allah ile kul arasına kimse giremez, yani hiç kimse Allah ile kulun arasını açmaya çalışamaz. Ancak şeytanların böyle bir misyonu vardır. Ama Peygamberler tebliğleri ile, mürşitler ve mücedditler de irşadları ile, kulu Allah’a yaklaştırmaya çalışırlar. Aradaki engelleri kaldırıp. kalplerdeki gafleti dağıtmaya, hidayet yolunu aydınlatmaya, yani kulu Allah’a yaklaştırmaya gayret ederler. Onun için iki dost arasındaki muhabbeti artırmaya çalışan üçüncü şahıslara “dostlar arasına niçin giriyorsun” denilmez. İnsanları inanmaya ve ibadet etmeye teşvik edenlerin gayretleri, Allah ile kul arasına girmek değil, Allah ile kul arasındaki engelleri kaldırmaktır. Allah yolunu haram, günah, isyan ve nisyan gibi kirlerden temizlemektir. Onlara “siz aramıza girmeyin, engelleri kaldırmayın” denilmez. Belki aradaki mesafeyi kısaltıp engelleri kaldırdıkları için onlara teşekkür edip minnettar olmak gerekir.


(cumlemizden Allah(cc) razi olsun

«De ki: Mülkün sahibi, varlığın Hâkimi olan Allah’ım, mülkü, hâkimiyyeti dilediğine
verir, dilediğinden alırsın. Dilediğini güçlü kılar, dilediğini alçaltırsın» (3 Âl-i İmrân 26).
«Size ulaşan her nimet Allah’tandır. Başınıza bir darlık geldiğinde de yalnız O’na
feryâd edersiniz» (16 Nahl 53).
«Allah seni bir darlıkla yoklayacak olsa, onu yine kendisinden başka kimse
gideremez. Bir hayır verecek olsa, artık O’nun ihsanına da kimse engel olamaz» (6 En'am 17)



«Ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım isteriz» (1 Fatiha 4).
«Artık O’na kulluk et ve O’na dayan» (11 Had 123).
«Ancak O’na dayandım, dönüş yalnız O’nadır» (13 Ra’d 30.)
«Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ı teşbih eder. Saltanat O’nun, hamd
O’nundur. O herşeye kadirdir» (64 Teğâbun 1.)

«Bil ki: Allah’tan başka ilâh yoktur. Kendi günahına ve kadın -erkek bütün
müminlerin günahına mağfiret dile» (47 Muhammed 19.)
«De ki: Ne dersiniz, Allah bana bir zarar vermek istese, o Allah’tan başka
yalvardıklarınız mı O’nun verdiği bir sıkıntıyı giderecek; Allah benim için bir rahmet
murad etse, onlar mı tutup önleyiverecekler» ( 39 Zümer 38.)
«De ki: Çağırın şu Allah’tan başka kendilerinden bir şeyler umduklarınızı, birşeyler
var sandıklarınızı. Onlar ne göklerde ve ne de yerde zerre kadar birşeye sahip
değillerdir. Ne göklerde, ne yerde Allah’a bir ortaklıkları olmadığı gibi, O’nun onlardan
hiçbir destekçisi de yok. Allah’ın izin verdikleri dışında kimsenin şefaati fayda
vermez» (34 Sebe’ 22-23.)


«Allah ile beraber başka hiçbir ilâha yalvarma. O’ndan başka ilâh yoktur. O’ndan
başka herşey helak olacaktır. Hüküm yalnızca O’nun ve O’na döndürüleceksiniz» (28
Kasas 88.)

«Ve hiç ölmeyecek yegâne diriye (Allah’a) tevekkül et ve O’na hamdederek teşbihte
bulun. Kullarının günahlarını O’nun bilmesi yeter. Gökleri, yeri ve arasındakileri
yaratan O’dur» (25 Fürkân 58-59.)
«Halbuki onlara yalnızca Allah’a ve dini sırf O’na tanıyarak dosdoğru kulluk
etmeleri, namazı dosdoğru kılıp zekâtı vermeleri emrolunmuştu» ( 98 Beyyine 5.)
Bu ve buna benzer birçok âyet ve hadîs vardır. Özellikle ilim ve îman ehli kimseler başta
olmak üzere, ümmetin icma’larında da bu vardır. Çünkü bu (yani Allah’ı İlâh Olarak Birleme
Kaidesi) ümmet nazarında dinin odağını teşkil eder ki, hakikat de budur.
(kaynak:Şeyhul İslam İbn Teymiyye Rahmetullahi Aleyh Külliyatı)
Muaz b. Cebel (r.a.) şöyle buyurmuştur:
Ben Hz. Peygamber'in (a.s.) bineğinin arkasına binmiştim. Onunla aramda sadece semerin arka kaşı vardı. Bana: "Ey Muaz b. Cebel!" diye seslendi. Ben, "Buyur ey Allah'ın Resulü, sana icabet eder, emrine koşarım dedim. Sonra bir süre yürüdü. Yine: "Ey Muaz b. Cebel!" diye seslendi. "Buyur ey Allah'ın Resulü, sana icabet eder, emrine koşarım" dedim. Sonra bir süre daha gitti ve: "Ey Muaz b. Cebel!" diye seslendi. Ben: "Ey Allah'ın Resulü sana icabet eder, emrine koşarım" diye cevap verdim. "Allah'ın, kulları üzerindeki hakkı nedir, biliyor musunuz?" diye sordu. "Allah ve Resulü en iyi bilendir," dedim. "Muhakkak ki Allah'ın, kulları üzerindeki hakkı, kendisine hiç bir şeyi ortak koşmaksızın ona kulluk etmeleridir" buyurdu. Sonra bir zaman daha yürüdü, sonra yine: "Ey Muaz b. Cebel!" diye seslendi. Ben yine: "Ey Allah'ın Resulü sana icabet eder, emrine koşarım" dedim. "Bunu yaptıkları zaman kulların Allah üzerindeki hakları nedir, bilir misin?" buyurdu. Ben yine: "Allah ve Resulü en iyi bilendir" dedim. "Onlara azap etmemesidir" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası [Sadece Arapça]: 43
akansu isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 19-08-2007  
Standart Allah ile aramiza girenler

"Birçok insana,”gel bir mürşide bağlan, tevbe et, tasavvuf terbiyesine gir, insan tek başına terbiye olmaz, yalnız olarak din güzel yaşanmaz” dendiği zaman, hemen şu sözle karşılık verirler: “Allah ile kul arasına kimse giremez!” Bu söz, söyleniş amacına göre farklı sonuçlar doğurur.
Tasavvufa itiraz edenlerin çoğu, tasavvuf yoluna girenlerin Allah ile aralarına çeşitli kimseleri koyduğunu, bir mürşide bağlanmakla şirk tehlikesine düştüklerini, kendilerinin ise böyle bir tehlikeden uzak olduklarını anlatmaya çalışırlar. Acaba işin gerçeği böyle midir?


“Allah ile kul arasına kimse giremez” sözünün geçek manası bilinmez ve yerinde kullanılmazsa fitne olur. Fayda değil, zarar verir. Bu zarar imana dokunur, dini zedeler, din kardeşliğini sarsar, cemaat ruhunu öldürür, edebi ortadan kaldırır.

Bu söz, söyleniş niyetine göre farklı sonuçlar doğurur. Eğer “ben Allah’a kullukta önümde kimseyi istemem, peygamber, kitap, alim, mürşid tanımam, istediğim gibi kulluk yaparım, keyfimce ibadet ederim” manasında söyleniyorsa, söyleyeni dinden çıkarır. Daha doğrusu böyle düşünen kimse küfür, isyan ve gaflet içinde kalmış demektir. O hak dine girmemiştir ki, çıkmış olsun.

Eğer, “ben Allah’a giden yolda Allah’ın Peygamberi ve Kitabı ile yetinirim, onlar ne diyorsa onu yaparım, başka kimseyi kabul etmem, alimlere bakmam, velilere bağlanmam, mezhepler beni ilgilendirmez, dini kendi anladığım gibi yaşarım” manasında söylenmişse, insanı sorumlu eder, işini zorlaştırır, sonu tehlikelidir. Çünkü arada alimler olmadan kendi başına dinin öğrenilmesi, anlaşılması ve yaşanması nasıl mümkün olacaktır?

Kur’an ve Sünnet, Allah rızası için hak yolda cemaat olmayı, cemaatın başındaki imama itaat etmeyi, topluca Allah’ın ipine sarılmayı, hep birlikte tevbe etmeyi, bilmediklerimizi alimlere sormayı, takva ve iyilikte yardımlaşmayı, bunun için Allah’ın sadık kulları ile beraber olmayı açıkça emretmektedir. Dinin hükmü bu iken, bir mümin hangi delil ve mantıkla bana bunlar gerekmez diyebilir? Dese bile bunun Allah katında ne kıymeti olabilir?

Eğer bu söz, “Allah benim her halimi görüyor, biliyor, sözümü işitiyor, niyazımı dinliyor. Ben namazda, secdede, zikirde, duada ve tevbede kalbimi Rabbim’e bağlarım, gönlüme kimseyi koymam, kimseden bir şey beklemem. Benim korkum, sevgim, niyetim, hedefim sadece Allah’tır” manasında söyleniyorsa, ne güzel! Doğrusu budur, böyle olması lazımdır. Zaten bütün peygamberler kalbi dünyadan çekip Allah’a bağlamak için gelmişlerdir. Onlara vâris olan alimlerin ve kâmil mürşidlerin işi de budur. Buna ‘Allah adamı’ olmak denir. Kalbin bütün varlıklardan çekilip sadece Yüce Allah’a bağlanması kolayca elde edilecek bir nimet değildir. O tam bir hürriyyet halidir ki, arifler o hali elde etmek için nefisleri ile bir ömür mücadele vermişlerdir.

O'NU ANLATAN AYETLER

Yüce Allah, insanın önüne zatını tanıtacak sebepler koymuştur. Bu sebeplerin her biri bizi O’na götüren bir delil, O’ndan bize haber getiren bir ayettir. Yüce Rabbimiz varlığına bir delil ve tecellilerine ayna olsun diye kainatı yaratmıştır. Kendisine giden yolu tarif etmesi için peygamberler göndermiştir. Ayrıca emir, hüküm ve muradını öğretecek kitaplar indirmiştir. Bunların yanında insana yaratanı tanıyacak kalp, kainata ibretle bakacak göz, peygamberin davetini anlayacak akıl, kitapların hükmünü uygulayacak beden vermiştir. Bütün bunlar, Allah’a giden yolda kula yardımcı vasıtalardır.

Hz. Muhammed A.S. Efendimiz ile peygamberlik son bulmuş, fakat mükellefiyet ve ibadet devam etmektedir. Bu iş kıyamete kadar da sürecektir. Akıllı olup büluğa eren herkes, Yüce Allah’ı tanımak ve O’na güzel kulluk yapmakla yükümlüdür. Allahu Tealâ son peygamberini göremeyenleri kendi hallerine bırakmamıştır. Onları hak yola davet edecek, kendilerine bilmediklerine öğretecek, ilâhî ahlâkı yaşamada yol gösterecek, örnek olacak, destek verecek rabbanî alimler yaratmıştır.

Şimdi Allah ve Rasülü’nün bu alimleri bize nasıl tanıttığını ve onların Rabbimiz’le bizim aramızda ne görevler yaptığını görelim.

Allahu Tealâ, insanı yeryüzünde kendisini temsil edecek bir halife olarak yaratmıştır (Bakara/30, Fâtır/39). Bu halifelik vasfını hakiki manada taşıyanlar, insanlar içinde Yüce Allah’ın hükümlerini icra eden, onları yaşayan, diğer insanlara öğreten peygamberler ve kâmil insanlardır, Kâfir ve fasıklar bu şereften mahrumdurlar. Onlar Allah’ın halifesi değil, nefislerinin kölesidir. Allahu Tealâ, küfür ve isyanla nefislerine zulmedenlerin bu vazifeyi üstlenemeyeceğini bildirmiştir. (Bakara/124)

Allahu Tealâ, bilmediğimiz şeyleri alimlere sormamızı emretmektedir (Nahl/43, Enbiya/7). Rabbanî alimlerin en belirgin sıfatları, zikir ehli olmaları ve Allah’tan gerçek manada ittika etmeleridir (Nur/37, Fatır/26). Cenab-ı Hak, zikirden gafil ve edebi bozuk olan kimselere uyulmamasını emretmiştir. (Kehf/28)

Allahu Tealâ gerçek alimleri yüce varlığını, birliğini ve dinini ispat eden birer şahit yapmıştır (Âl-i İmran/18). Kendisine yönelen ve hidayet üzere giden salihlere uyulmasını istemiştir (Yasin/21, Lokman/15). Takvaya ulaşmak için sadık kulları ile beraber olmayı emretmiştir. (Tevbe/119)

Allahu Tealâ gerçek alimleri Hz. Peygamber A.S.’dan sonra “ulü’l-emr” olarak tanıtmış ve din işlerinde kendilerine uyulmasını emretmiştir (Nisa/59). Ulü’l-emr, hüküm sahibi, din işinde yetkili, sözü geçerli kimse demektir. Halkı hak üzere yöneten adil idareciler ve Allah’ın dinini ihya eden alimler ulü’l-emrdirler.

Kur’an’da bazı insanlar “imam” vasfıyla tanıtılmışlardır. İmam, kendisine uyulan insan demektir. Bu imamlar, peygamberlerin dışındaki salih insanlardır. Onlar, Allah yolunda güzel kulluk yapmaya sabretmelerinin bereketine imam yapılmışlar ve Allah’ın izniyle insanları doğru yola sevk etme derecesine ulaşmışlardır. (Secde/24)

Görüldüğü gibi, Allahu Tealâ, peygamberlerden başka bazı kullarını diğer kullarına imam ve rehber yapmıştır. Onlar, Allah ile kullar arasında çok ciddi bir görev yapmaktadır. Allah dostları insanlara yeni bir din getirdiklerini söylemiyorlar ki, tehlikeli olsunlar. Onlar, gerçek İslâm nasıl yaşanır, onun derdindeler. Derdi dünya olanlar zaten bizim konumuz dışındadır. Böyle İnsanlar kendilerine uyulacak rehberler değil, hallerine ağlanacak manevi hastalardır.

Hadislere baktığımızda, önümüze yine gerçek din alimleri çıkmaktadır. Rasulullah A.S. Efendimiz, kendisinden sonra ümmetinin sevk ve terbiyesini üstlenen halifelerin bulunacağını, bunların adetlerinin çok olacağını, kıyamete kadar bu işin devam edeceğini, her devirde dini canlandıracak, insanlara örnek olacak bir grubun mevcut olacağını bildirmiştir. Ayrıca ümmetini tek başına kalmaktan sakındırmış, Allah yolunda cemaat olmayı ve cemaatın önlerindeki imama samimi olarak tabi olmayı şiddetle tavsiye etmiştir. Bu konudaki haber ve emirler, sahih hadis kitaplarında genişçe yer almaktadır. Efendimiz A.S., özellikle namazda en alim ve salih olanların cemaata imam olmasını emretmiş ve sebebini şöyle açıklamıştır;

“Şüphesiz alimler, sizin ile Rabbiniz arasında elçilik görevi yapmaktadırlar.” (Hakim, Tebaranî, Heysemî). Hadis, açıkça Allah ile kullar arasına alimlerin girdiğini ve önemli görev yaptığını ifade etmektedir.

Bütün bunlardan şunu anlıyoruz; Allahu Tealâ kendisi ile aramıza peygamberlerini ve alimleri koymuştur. Bunu kendi ihtiyacından değil, insanlara merhametinden yapmıştır. Böylece insanların Yüce Allah’a giden kulluk yolu açılmış, işleri kolaylaşmıştır.

Kâmil mürşidler yeryüzünde Allah’ın halifesi, dostu, davetçisi ve dininin bekçileridir, Onlar, Hz. Muhammed A.S. Efendimiz ile kainata gönderilen rahmete, ilme, edebe ve ilâhî sevgiye vâris olmuşlardır. Onlar insanları terbiye işinde ulü’l-emrdirler, takva yolunda imamdırlar, zikirde rehberdirler, tevbede şahittirler, güzel ahlâkta örnektirler. Onlar, insanları kendilerine değil, Allah’a davet ederler; nefislerini değil, Mevlâ’yı yüceltirler. İrşad yetkisini halktan değil, Hak’tan alırlar.

Kâmil mürşid, kendisine tabi olan kimseyi Allah’a yaklaştıracak ve sevdirecek amellere sevk eder. Onu gerçek imana, ihlâsa, ibadete, zikre, tevekküle, kaza ve kadere teslimiyete, sünnet üzere amele ve hizmete yönlendirir. Kendisi bu yolda örnek olur, destek verir. Hiçbir zaman, hiçbir halde mürşide ibadet edilmez, sadece Allah yolunda itaat edilir.

ALLAH İLE KUL ARASINDAKİ GERÇEK ENGELLER

Hak yolunda kulun en büyük engeli kendi nefsidir. Manevi kirlerden temizlenmeyen nefis, Yüce Allah’tan perdelidir, taattan uzaktır, ilâhî sevgiden mahrumdur. Bu hüküm her devirde geçerlidir. Azgın nefis insanı öyle esir alır ki, Yüce Allah’ı bıraktırır kendisine kulluk yaptırır “hevasını kendisine ilâh edinen kimseyi görmedin mi?” (Casiye/23) ayeti, nefsin ne derece azdığını ve onun elindeki insanın ne kadar alçaldığını göstermektedir. İnsan imanı ve dini için korkacaksa, kendi nefsinden korkmalıdır. Bütün ömrünü nefsi ıslah etmek için harcayan Allah dostlarını Allah yolunda perde görmek veya göstermek de, bu azgın nefsin bir vesvesesi, şeytanın hilesidir. Çünkü mürşid, kötülüğü emreden nefis ve şeytanın düşmanıdır.

Nefsin en kötü huyu benliktir. İnsanı şirke düşüren nefsidir. Şirki nefse güzel gösteren şeytandır. Şirk, yaratılmış varlıkları Yüce Allah’a ortak görmektir. Şirk Allah için yapılacak bir ibadeti başkası için yapmaktır. Şirk, Allah’a ait yetki ve sıfatları kullara vermektir, Şirk, tevbe edilmezse affedilmeyen bir günahtır.

Riya, Allah için yapılacak bir ibadeti veya işi insanlar görsün, sevsin ve övsün diye yapmaktır. Allah Rasulü A.S., bu ümmetin güneşe, aya, puta, taşa, insana tapmayacağını, fakat Allah rızasını unutup, insanlar için amel ederek dinlerini mahvedeceklerini bildirmiştir. (Hakim, İbnu Mace)

İnsan ile Rabbi’nin arasındaki en büyük perdelerden birisi de kibirdir. Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse, ondan temizlenmeden cennete giremeyecektir

Bir diğer perde hasettir. Haset, insanda hayır bırakmayan bir hastalıktır. Ateşin kuru odunları yakıp kül ettiği gibi, haset de insanın yaptığı hayırlı amelleri yakmaktadır. Dünya sevgisi, gaflet, yalan, ibadetine güvenme, tevbeyi terk, Allah’ın takdirine karşı gelme gibi nefsin öyle hastalıkları vardır ki, her birisi hak yolunda ayrı bir yol kesicidir, perdedir, tehlikedir. Kesin tevbe edilmeyen bütün günahlar, Allah ile aramıza girmiş düşmanlardır.

Allah ile insanlar arasına girip hak yolu tıkayanlardan birisi de dini dünyaya alet eden, menfaati için ayet ve hadislerin kesin hükümlerini değiştiren din adamlarıdır. Din adına korkulacak en tehlikeli insanlar bunlardır, insanın Allah’a giden yolunu kesen de onlardır. Ehli olmadığı halde şeyh gözüken sahtekârlar da bu gruba girerler.

Allah ile kulların arasını açanların birisi de kötü arkadaştır. İnsan suretinde gözüken öyle şeytanlar vardır ki, insanı dinden imandan ederler. Hadiste belirtildiği gibi, her insan sevdiklerinin gidişatı üzere hareket eder. Öyleyse herkes kimleri sevdiğine iyi bakmalıdır.

Dr. Dilaver Selvi

Admin kardesimizden Allah razi olsun.Konu hakkinda derin bir bilgiye sahip olmamasina ragmen aciklama sekli hakikaten cok güzel.konu yukardada belirtildigi üzere biraz genis bir konu.Algilama sekli cok önemli.amac kalbden Allah tan gayrisini silmek ise dogru,eger alimlere tas atiliyorsa cok tehlikelidir.Sadece kimse giremez demek yeterli bir cevap degildir.Her isin bir ustasi uzmani oldugu gibi maneviyatin sultanlarida vardir ve kiyamete kadarda olacaktir.Allah hepimizden razi olsun.amin..

Konu hakanim46 tarafından (19-08-2007 Saat 23:53 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Cift Mesaj Yöneticisi
hakanim46 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 19-08-2007  
Standart

mesaj birlestirme yönticisinden dolayi mesajlarin birlesti hakan cevabin icin cok tesekkürler bizde aydinlanmis olduk gercekten cok acik ve net bi cevap olmus allah razi olsun..
ZeKiTuRk isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 20-08-2007  
Standart

Gerekli açıklamalarınız için hepinize teker teker teşekkür ediyorum sorular bir şekilde cevaplarını buluyor yanıtsız hiçbir soru yok hepinizden allah razı olsun
freedom isimli Üye şimdilik offline konumundadır  

Bu Konu İle Benzer Diğer Konularımız
Konu
Allah Gerçeği
***Allah***
Sanal ortam bağımlılıklar arasına girdi
Allah
Allah!


Bookmarks
Digg del.icio.us Google StumbleUpon
Seçenekler
Stil

Zaman Ayariniz GMT +3. Şu anda saat : 16:43. (Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)
Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO